8 Nisan 2019 Pazartesi

Toprak Çocuk


Dilara Kahyaoğlu

Yıldız’ımın oğlu Toprak için yazdım

Kaynak
O gün annesiyle birlikte Maçka Parkı’na gittiklerinde Toprak Çocuk’un  içi kaynıyordu. Neşeliydi. Ama bu duygusunu nasıl isimlendireceğini bilemediği gibi neden böyle hissettiğini de açıklayamıyordu. Bahar gelmişti. İsmini aldığı doğa annenin ta kendisi olan “toprak” her yerdeydi. Yeşillenmiş, çiçeklenmiş, kokusunu; mutluluk damlacıkları halinde her bir canlıya ulaştırıyordu.

Anne; “oh, ne güzel kokuyor. Toprağın kokusu bu. Senin kokun gibi güzel” dedi oğluna bakıp.

Yaşam kaynağı, doğurgan toprağın üstünde; ağaçlar canlanmış, yerler yeşil bir örtüyle kaplanmıştı.
“Çimen” diye düşündü Toprak. “Anne bak bunlar çimen.”
Anne gülümseyerek onayladı.

Güneş ışıkları, otların üstündeki çiy tanelerini parlatmış, onları kıymetli bir mücevher gibi ışıldatmıştı.
“Bunlar ne anne?” diye sordu Toprak.
“Hangisi?” dedi anne.
“Ne parlıyor böyle? Bana okuduğun masaldaki gibi mücevher mi bunlar?”
Anne eğildi büyük bir ciddiyetle inceledi sonra güldü: “Onlar çiy dedi yani su aslında güneş ışını gelince parlayıp ışıldıyorlar. Ama haklısın tıpkı bir mücevher gibiler.”

Toprak, anneyi dinlemiyordu. Dikkatini başka bir şeye yöneltmişti; “Anne şu kediye bak!”
“Evet, gördüm” dedi anne. Telefonuna hızla bir şeyler yazıyordu.
“Hayır, görmedin” dedi Toprak ,“bak!”
Anne baktı. “Evet, şimdi gördüm, bunu tanıyorsun Toprak, o bir kedi. Sarı bir kedi. Sarman o.”
Toprak çok şaşırdı. Annesi kedinin adını mı biliyordu?
“Adı mı sarman? Nereden biliyorsun?”
“Hayır” dedi anne, “bütün sarı kedilere sarman denir. Ama o yine bir kedi işte. Sen kedileri biliyorsun Toprak.”

11 Mayıs 2018 Cuma

Ursula’yla Tanışmak…

Dilara K. Tüfekçioğlu
16 Şubat- 11 Mayıs 2018

Yıllar önce, Pangaltı’da bulunan Kitapçılar Çarşısı’ndan (artık yok) geçerken buldum O'nu. Orayı bilmeyenler hatırlamaz. Fatma Girik’in Şişli Belediye Başkanı seçildiği dönem; perişan durumdaki bu sokağa, güzel küçük kırmızı binalar yapılmış ve sadece kitapçılara, sahaflara kiralanmıştı. O sırada Kurtuluş’ta bir lisede çalışıyordum ve kestirmeden gitmek istediğimiz için genellikle bu yolu kullanırdık. Hala öyledir orası, kestirmedir, etrafla fazla ilgilenmeden o yolu hızla geçer aşağı yolun –yani caddenin- karmaşasından kurtularak Osmanbey- Nişantaşı dört yol ayrımına ulaşırsınız. Şimdilerde orası öldü, kitapçılar ve sahaflar birer birer kapandı ama oradan geçmeyi bırakmadım, her geçişimde Ursula K. Le Guin ismindeki bir yazarı orada keşfedişimi hatırlarım: “Ursula’yı burada bulmuştum.”

29 Nisan 2018 Pazar

Orta Sınıftan Bir Kadının Hatıra Defteri

Dilara K. Tüfekçioğlu
18 eylül 2004 - Ocak 2005
                  
TANIŞMA

Hatıra defteri: (perdede)
(hatıra defterindeki yazı, film veya slayt olarak perdeye yansır)

BUGÜN… 
Bugün Pınaroğlu  ailesi taşınıyor. Artık İstanbul yok. Olsun. Ne gam. Bülent iş buldu ya… En fazla iki saatlik bir mesafe değil mi İzmit - İstanbul arası. Atlar geliriz. Yeni evimi çok seviyorum. İki katlı ve bahçeli. Burada böyle bir evde oturmak için binlerce lira para vermek gerekirdi. Zaten yıllardır  apartmanlar arasında  soluksuz, manzarasız yaşadık. Bunun oğlumuz Ceyhun’a da iyi geleceğini söylüyor Bülent. Ceyhun on yaşında oldu artık, bisikletle gezebileceği boş alanlar nerede var İstanbul’da. İşte bunlar günceme geçirilmeye değer şeyler. 20. yaşgünümde hediye vermişti bana bunu O. Onaltı yıl olmuş… Ne kadar az şey yazmışım. Belki orada yarım kalan makalelerime de devam ederim, onları bir yerlerde yayınlatma şansım bile olabilir. Tıpkı üniversitede olduğu gibi.

18 Haziran 2016 Cumartesi

Öyküm Yok

Dilara K. Tüfekçioğlu
2005


 "Çık bir şeyler anlat dediler, ne anlatayım bilmiyorum ki.
Yok böyle hikayeler bende."
Önnot
Bu öykü-oyun, Kadınlar Sahnesi'nin  "Öyküm Yok" adıyla defalarca oynadığı oyunun son  öyküsüdür. Oyuna da ismini buradan yola çıkarak vermiştim, zaten diğer öyküleri de kapsayan bir isimdi. 
Öyküm Yok sahnesi diğer sahnelerden tamamen farklı bir yapıdadır. Komiktir, alaycıdır/ironiktir... Ağır tempoyla giden, acıtıcı-kanatıcı sahnelerin sonuna, oyunun farklı bir şekilde yani canlı, coşkulu bitmesini istediğim için bunu yazmıştım. 
Diğer sahnelerin ağırlığını içinde taşıyarak bu son sahneyi izlemeye başlayan seyircilerin ilk andaki şaşkınlığına, uyum sağlamakta zorlandığına çok  tanık oldum. Ancak sonlara doğru durumu fark edip gülerek ve sonunda alkışlayarak katılıyorlardı. 
Aykırı kalan bu tek sahnenin yalnızlığını; 2015-16 da sergilediğimiz yeni "Öyküm Yok"un birinci perdesinin sonuna "Gezi'de Bir Dans Öğretmeni"ni ekleyerek bozdum, duygu çeşitlemesini dengelemeye çalıştım. Fena olmadı. Bence...

4 Mart 2016 Cuma

Gezi'de Bir Dans Öğretmeni

Dilara K. Tüfekçioğlu
2015


Oyunun arka planı için kısa bir not:
İkinci olay yani kadınları soymak, çömeltmek, öksürtmek de gerçektir. Yine olayı bizzat yaşayan bir kadın arkadaş bize anlatmıştır.

Kadınlar Sahnesi oyuncuları dans sahnesinde. 
Afife Jale, Haziran 2015, Öyküm Yok

Tuba Çelik 
Bir kadın polis vardı. Suratsız, duygusuz biri. Sıradan bir şey yapıyormuş gibiydi bize emir verirken. Alışkındı buna. Belliydi bu.
HAH!  

Dans öğretmeni kurgu bir karakterdir ama öyküde geçen otobüsün içine gaz sıkılması, kapıların kapatılması ve polislerin dışarı çıkması gerçektir. Olay "Gezi Davası" gözaltıları yapıldığı sırada yaşanmıştır, zamanı, saati bellidir. Olayı yaşayan bir kişi tarafından bize anlatılmıştır.

23 Şubat 2016 Salı

Xaltîka Zînê

Yazan: Dilara K. Tüfekçioğlu
Çeviren:
Ronayi Önen

2005

Çiğdem Yerlikaya, 2005, Stüdyo Drama
Cîraneke me hebû, hevala diya min, pirîcar dihate mala me bi dayika min re diaxivî. Jinek Kurd ji Xarpêtê, Xaltîka Zînê, li cem jin û mêrekî xwedî sê zarok dixebitî. Dê û bavê mêrik jî bi wan re dijîyan. Jineke xwîngerm û gelekî jêhatî bû. Xwarinên nuwaze çedikir. Xalîçe radiçand, tejik radiçand. Xanî dikir weke kulîlkekê. Çûna mala wan bi mevantî pir xweş bû; her dem bêhna misk û ambere ji dihat, min qet nedixwest ez biçim mala xwe, diya min dihat az bi zorê dibirim malê.

21 Şubat 2016 Pazar

Zele veya Ülkemizden Bir Kadınının Çok Bilinen Hikayesi

Dilara K. Tüfekçioğlu
2005

Çiğdem Yerlikaya,
Zele'nin öyküsünü anlatıyor.
Bir komşumuz vardı, annemin arkadaşı,  sık sık bize gelir annemle  dertleşirdi. Elazığlı bir Kürt kadını, Zeliş Teyze… 
Üç çocuklu bir karı kocanın yanında çalışırdı. Evde adamın anne ve babası da vardı. 
Sevgi dolu, müthiş becerikli bir kadındı. 
Harika yemekler yapardı. 
Halı dokurdu, kilim dokurdu. Çiçek gibi yapardı  evi. 
Oraya misafir  gitmek müthiş bir şeydi; mis gibi kokardı ev, hep orada kalmak isterdim, inan olsun eve gitmek istemezdim, annem gelir zorla götürürdü beni.
Herkese o bakardı, gece gündüz durmadan çalışırdı.