18 Ocak 2026 Pazar

Her şey Metadır. Kurbanın acısı da..

 


Geçen yıl bir roman okudum. Romandan anlar aklıma geldikçe içimi saran derin üzüntüden kurtulamıyorum. Ve dehşet hissi. Sanki insanların geleceğini gösteren bir kehanet kitabı. Çünkü anlattıkları pekâlâ da olabilecek şeylerdi. Geleceğimizdi…

[İpucu içerir ama kitabın sonunu yazamayacağım.]

2050 İngiltere’sindeyiz. İngiltere’de büyük bir ekonomik kriz meydana gelmiş ve bu ekonomik, sosyopolitik krizin ardından yeni bir sistem getirmişler. Kaosun cılkını çıkardığı mağdur insanlar bu yeni sistemi bir kurtuluş olarak görmüş, yeni sistemin sorunsuzca kabulü için gerekli olan rıza böylelikle inşa edilmiş. Peki bu sistemi getirenler kim? Basit düşünün. Evet, yanılmadınız; bunlar varlıklı sınıf. Büyük burjuvazi. Çok zenginler. En gelişmiş teknolojilere sahipler…

Peki, az sonra açıklayacağım bu yeni sistemi neden inşa etmiş olabilirler? Çıkarları ne?

Bunu yapmak zorunda kaldılar. Çünkü kapitalizm kriz üretir. Krizle başa çıkamayınca da varlıklarını, servetlerini korumanın yeni yollarını aradılar. Getirdikleri sistem tamamen tüketim üzerine kurulu; yani tüketiyorsan varsın. Üç sınıf var: Yüksek gelirliler, orta gelirliler ve düşük gelirliler. Bir de bunların dışında hiçbir şeyi olmayan, tamamen sistemin dışına atılan, "mıntıka" denilen yere gönderilenler var. Onlar çöp.  

Diyelim orta bütçeli birisin ve buna uygun bir maaşın var. Maaşını harcamak zorundasın; sistem seni sürekli bir şeyler almak zorunda bırakıyor. Mecbursun çünkü statünü ancak harcamalarınla gösteriyorsun ve koruyorsun. Harcaman gereken limit düşerse hemen uyarı geliyor ve ceza puanı alıyorsun. Ceza puanı 20’yi bulursa o statünü kaybediyor, bir aşağıya düşüyorsun. Görevliler gelip seni evinden çıkarıyor, sana tahsis edilen daha düşük bütçeli bir yere taşınıyorsun.

Bu sistem kurulurken emeklilerin, ev sahiplerinin evine el koymuşlar. Klasik anlamda ev sahibi olan kimse yok artık. Bir tek varlıklıların evleri var. Müsadere edilen evler yıkılmış; üç bütçeye de uygun semtler, evler yaratılmış. Yüksek bütçeliler; havuzlu, bahçeli villalarda kalıyor. Orta bütçeliler geniş, lüks apartman dairelerinde; düşük bütçeliler ise bir odalı, çok katlı, çok daireli kalabalık sitelerde oturuyor. Buraya sizi devlet yerleştiriyor.

20 Ağustos 2022 Cumartesi

Rüyalar Anlatır: Mutlu Son

 


Karışık sahneler tavukla ilgiliydi sadece bu kadarını biliyorum. Kalabalıktık. Tavuk yiyoruz ya da ısmarlamışız. Akşam yemekte tavuk vardı belki de onun için gördüğüm bir rüyadır. Her gece önce karışık sahneler arkasından öykü gibi olan, konulu, bütüncül tek bir (veya daha çok) rüya görüyorum. Genellikle bir tane. Sanki uykunun ilk saatlerinde beynim bilgileri düzenliyor. Belki de bir kısmını çöpe atıyor, sınıflandırıyor... Bu faaliyet de bana karışık rüyalar (imge, vizyon yanında hareketli görüntüler) olarak görünüyor. Hep böyle her gece böyle. Gerçek konulu rüyayı daima gece yarısı sonrası hatta net biliyorum saat dörtten sonra görüyorum. Çünkü dört gibi tuvalete kalkıyorum su içip yatıyorum ve öykü rüyayı o zaman görüyorum.

29 Ocak 2022 Cumartesi

ETİYOPYA / ÜTOPYA ÖYKÜLERİ

 Çeviren: Dilara Kahyaoğlu

 

Kadın yaratıcılığı:)
Etiyopyalı çocuklar. Masallarındaki gibi yaratıcılar.

I. Öykü; Altın topraklar

Bir zamanlar iki Avrupalı adam Etiyopya’ya geldi ve bütün ülkeyi baştanbaşa dolaştı.

Bütün tepeleri, nehirleri, gezdiler. Her şeyi gördüler ve ülkenin her yerini gösteren büyük haritalar yaptılar.

Bu haritalarda nehirler, yollar, şehirler, hatta şehirlerdeki evler de vardı,  Nil nehrinin kaynağındaki Tana gölüne giderek onu da bir haritada göstermişlerdi.

Daha sonra Adis Ababa’ya gittiler ve haritaları imparatora verdiler.

İmparator onlara teşekkür etti; “Sizler çok iyi çalıştınız, bu güzel haritalar bana ve halkıma yardım edecek” dedi ve O iki adama altınlar, mücevherler ve daha birçok güzel şeyler verdi. Sonra tekrar teşekkür etti ve onları adamları ile gemilerine gönderdi.

Onlar gemilerine vardıklarında imparatorun adamlarına “bizimle geldiğiniz için teşekkür ederiz” dediler “şimdi bizler gemimize gidiyoruz”.

Fakat imparatorun adamları “Hayır kalın ve lütfen gemiye binmeden önce ayakkabılarınızı çıkarıp verin” dediler.

İmparatorun adamları adamların ayakkabılarını aldı ve onları bir bezle temizledi. Ayakkabılardaki bütün toprakları temizlediler. Sonra ayakkabılarını adamlara geri verdiler.

“Şimdi geminize binebilirsiniz” dediler.

Adamlar,  “bunu neden yaptınız? Neden gemiye binmeden önce ayakkabılarımızın üzerindeki toprakları çıkarttınız?”  diye sordular.

İmparatorun adamları “Bunu imparator yapmamızı istedi ve O size şunu iletmememizi söyledi;

11 Mayıs 2018 Cuma

Ursula’yla Tanışmak…

Dilara K. Tüfekçioğlu
16 Şubat- 11 Mayıs 2018

Yıllar önce, Pangaltı’da bulunan Kitapçılar Çarşısı’ndan (artık yok) geçerken buldum O'nu. Orayı bilmeyenler hatırlamaz. Fatma Girik’in Şişli Belediye Başkanı seçildiği dönem; perişan durumdaki bu sokağa, güzel küçük kırmızı binalar yapılmış ve sadece kitapçılara, sahaflara kiralanmıştı. O sırada Kurtuluş’ta bir lisede çalışıyordum ve kestirmeden gitmek istediğimiz için genellikle bu yolu kullanırdık. Hala öyledir orası, kestirmedir, etrafla fazla ilgilenmeden o yolu hızla geçer aşağı yolun –yani caddenin- karmaşasından kurtularak Osmanbey- Nişantaşı dört yol ayrımına ulaşırsınız. Şimdilerde orası öldü, kitapçılar ve sahaflar birer birer kapandı ama oradan geçmeyi bırakmadım, her geçişimde Ursula K. Le Guin ismindeki bir yazarı orada keşfedişimi hatırlarım: “Ursula’yı burada bulmuştum.”

29 Nisan 2018 Pazar

Orta Sınıftan Bir Kadının Hatıra Defteri

Dilara K. Tüfekçioğlu
18 eylül 2004 - Ocak 2005
                  
TANIŞMA

Hatıra defteri: (perdede)
(hatıra defterindeki yazı, film veya slayt olarak perdeye yansır)

BUGÜN… 
Bugün Pınaroğlu  ailesi taşınıyor. Artık İstanbul yok. Olsun. Ne gam. Bülent iş buldu ya… En fazla iki saatlik bir mesafe değil mi İzmit - İstanbul arası. Atlar geliriz. Yeni evimi çok seviyorum. İki katlı ve bahçeli. Burada böyle bir evde oturmak için binlerce lira para vermek gerekirdi. Zaten yıllardır  apartmanlar arasında  soluksuz, manzarasız yaşadık. Bunun oğlumuz Ceyhun’a da iyi geleceğini söylüyor Bülent. Ceyhun on yaşında oldu artık, bisikletle gezebileceği boş alanlar nerede var İstanbul’da. İşte bunlar günceme geçirilmeye değer şeyler. 20. yaşgünümde hediye vermişti bana bunu O. Onaltı yıl olmuş… Ne kadar az şey yazmışım. Belki orada yarım kalan makalelerime de devam ederim, onları bir yerlerde yayınlatma şansım bile olabilir. Tıpkı üniversitede olduğu gibi.

18 Haziran 2016 Cumartesi

Öyküm Yok

Dilara K. Tüfekçioğlu
2005


 "Çık bir şeyler anlat dediler, ne anlatayım bilmiyorum ki.
Yok böyle hikayeler bende."
Önnot
Bu öykü-oyun, Kadınlar Sahnesi'nin  "Öyküm Yok" adıyla defalarca oynadığı oyunun son  öyküsüdür. Oyuna da ismini buradan yola çıkarak vermiştim, zaten diğer öyküleri de kapsayan bir isimdi. 
Öyküm Yok sahnesi diğer sahnelerden tamamen farklı bir yapıdadır. Komiktir, alaycıdır/ironiktir... Ağır tempoyla giden, acıtıcı-kanatıcı sahnelerin sonuna, oyunun farklı bir şekilde yani canlı, coşkulu bitmesini istediğim için bunu yazmıştım. 
Diğer sahnelerin ağırlığını içinde taşıyarak bu son sahneyi izlemeye başlayan seyircilerin ilk andaki şaşkınlığına, uyum sağlamakta zorlandığına çok  tanık oldum. Ancak sonlara doğru durumu fark edip gülerek ve sonunda alkışlayarak katılıyorlardı. 
Aykırı kalan bu tek sahnenin yalnızlığını; 2015-16 da sergilediğimiz yeni "Öyküm Yok"un birinci perdesinin sonuna "Gezi'de Bir Dans Öğretmeni"ni ekleyerek bozdum, duygu çeşitlemesini dengelemeye çalıştım. Fena olmadı. Bence...

4 Mart 2016 Cuma

Gezi'de Bir Dans Öğretmeni

Dilara K. Tüfekçioğlu
2015


Oyunun arka planı için kısa bir not:
İkinci olay yani kadınları soymak, çömeltmek, öksürtmek de gerçektir. Yine olayı bizzat yaşayan bir kadın arkadaş bize anlatmıştır.

Kadınlar Sahnesi oyuncuları dans sahnesinde. 
Afife Jale, Haziran 2015, Öyküm Yok

Tuba Çelik 
Bir kadın polis vardı. Suratsız, duygusuz biri. Sıradan bir şey yapıyormuş gibiydi bize emir verirken. Alışkındı buna. Belliydi bu.
HAH!  

Dans öğretmeni kurgu bir karakterdir ama öyküde geçen otobüsün içine gaz sıkılması, kapıların kapatılması ve polislerin dışarı çıkması gerçektir. Olay "Gezi Davası" gözaltıları yapıldığı sırada yaşanmıştır, zamanı, saati bellidir. Olayı yaşayan bir kişi tarafından bize anlatılmıştır.

23 Şubat 2016 Salı

Xaltîka Zînê

Yazan: Dilara K. Tüfekçioğlu
Çeviren:
Ronayi Önen

2005

Çiğdem Yerlikaya, 2005, Stüdyo Drama
Cîraneke me hebû, hevala diya min, pirîcar dihate mala me bi dayika min re diaxivî. Jinek Kurd ji Xarpêtê, Xaltîka Zînê, li cem jin û mêrekî xwedî sê zarok dixebitî. Dê û bavê mêrik jî bi wan re dijîyan. Jineke xwîngerm û gelekî jêhatî bû. Xwarinên nuwaze çedikir. Xalîçe radiçand, tejik radiçand. Xanî dikir weke kulîlkekê. Çûna mala wan bi mevantî pir xweş bû; her dem bêhna misk û ambere ji dihat, min qet nedixwest ez biçim mala xwe, diya min dihat az bi zorê dibirim malê.

21 Şubat 2016 Pazar

Zele veya Ülkemizden Bir Kadınının Çok Bilinen Hikayesi

Dilara K. Tüfekçioğlu
2005

Çiğdem Yerlikaya,
Zele'nin öyküsünü anlatıyor.
Bir komşumuz vardı, annemin arkadaşı,  sık sık bize gelir annemle  dertleşirdi. Elazığlı bir Kürt kadını, Zeliş Teyze… 
Üç çocuklu bir karı kocanın yanında çalışırdı. Evde adamın anne ve babası da vardı. 
Sevgi dolu, müthiş becerikli bir kadındı. 
Harika yemekler yapardı. 
Halı dokurdu, kilim dokurdu. Çiçek gibi yapardı  evi. 
Oraya misafir  gitmek müthiş bir şeydi; mis gibi kokardı ev, hep orada kalmak isterdim, inan olsun eve gitmek istemezdim, annem gelir zorla götürürdü beni.
Herkese o bakardı, gece gündüz durmadan çalışırdı. 

19 Ocak 2016 Salı

“Bugün, Hrant’ın öldüğü O günü yazdım”

Dilara K. Tüfekçioğlu
2014-15

Aşağıdaki bölümü daha yayımlanmamış olan romanım "Karşılaşmalar"dan aldım*, ismi değişebilir. Özellikle bugün 19 Ocak 2016 tarihinde bunu buraya yerleştirmek istedim. Roman karakterlerinden biri olan Tarık Bey, Hrant'ın öldürüldüğü günün tanığıdır ve o anı şöyle anlatır...

*****

(....)
Nysa, “Çalışman nasıl gidiyor?” diye sordu arkasından. Kararını çoktan vermiş birisinin rahatlığıyla konuşuyordu.

“İyi gitmiyor,” dedi Tarık Bey. Tarık Bey, beş yıldır Sebil Apartmanı’nın bulunduğu caddenin, apartmanların ve cadde sakinlerinin tarihini yazmakla meşguldü. Kendi deyimiyle bir tür yerel tarih çalışmasıydı bu yaptığı. Halaskargazi caddesinin Osmanbey bölümünün tarihi. O kadar. Bu kadarla sınırlamıştı tarihini. “Tarihi bir çalışmayı sınırlandırmak lazım,” diyordu. Onun da sınırı buydu. Fiziksel bir sınırdı bu. Penceresinden baktığında gördüğü alanla sınırlandırmıştı yerel tarihini.

10 Ocak 2016 Pazar

Bir Baba Doğuyor

Dilara K. Tüfekçioğlu
1987


Efraim Kishon 1924-2005
[Bu oyunu yıllar önce Efraim Kishon'un aynı isimli öyküsünden yararlanarak yazmıştım. Daha sonra başka Kishon öykülerinden yararlanarak yazdığım oyunları da bu öyküye ilave etmiş, o sene Kurtuluş Lisesi Tiyatro Kolu öğrencileriyle sergilemiş ve Liselerarası Tiyatro Şenliği'nde büyük ödülü kazanmıştık (1987). Yıllar sonra aynı sahneleme yorumunu kullanarak Terakki Lisesi Tiyatro Kulübü öğrencileriyle de oynamıştık.]


(Sahne ikiye bölünmüş, solda ev sağda hastane dekoru. Evi ve hastaneyi hatırlatacak basit basit ayrıntılarla dekor oluşturulmuş. Perde açılır. Önce bütün sahne karanlıktır. Sonra birden soldaki evin ışığı yanar.)

***
KADIN: (Yanında yatan kocasını sarsarak)
Bir taksi çağır başladı.

KOCA: Tamam canım.
(Acele etmeden kalkar, olağanüstü yavaştır, gayet yavaş giyinirken konuşur.)
Korkmuyorsun değil mi karıcığım. Nede olsa ikimiz de okuryazar kişileriz ve kafamız da işler. Bir çocuğun dünyaya gelişinin basit bir doğa olayı olduğunu, milyarlarca yıldan beri hergün yüzlerce bebeğin dünyaya geldiğini, bu nedenle kendimizi önemsemenin gülünç olduğunun elbetteki bilincindeyiz.
(Telefon eder)
1297 Cad. No 18’e bir taksi lütfen. Yanına bir iki dergi almak ister miydin sevgilim, vakit geçirmek için?

Sesler Kokular Hatıralar


Dilara K. Tüfekçioğlu2010



Bu oyunu  29 Mayıs 2010'da Afife Jale Sahnesi'nde oynadık. Aşağıya oyundan bir sahne aldım. Oyunun tanıtım kitapçığında şunları yazmıştım. Önce açıklamayı sonra da oyundan bir bölümü okuyabilirsiniz.

Kadınlar Sahnesi'nin İLK Öyküm Yok oyunundan bir an. 

OYUN ÜZERİNE NOTLAR

Bir zamanlar TRT ekranlarında oynayan bir dizi vardı: KÖKLER… O dizide yazar Alex Harley kendi köklerinin peşinde Afrika’ya dek giderek trajik geçmişini açığa çıkartıyordu. Köklerini arayan insanların var olabileceği gerçeği, siyah insanları veya “Kökler” dizisini düşündüğümüzde mantıklı gelirdi o yaşlarda ve o dönemde bizlere. Oysa aynı durumun hemen yanı başımızda, hemen dibimizdeki evde veya kendi evimizde yaşanıyor olabileceği aklımıza bile gelmezdi.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Okul veya "Sineklerin Tanrısı"

Dilara K. Tüfekçioğlu
2012


Öyküm Yok'un ilk afişi.
Ekin Kukul Çizdi
Yatılı bir okuldu. 
İyi bir okuldu. 
Ünlü bir okuldu. 
Hazırlık sınıfındaydım. 
Bir etüt abisi vardı. İşte her şey, her gün o saatlerde başlardı. Etüt abisi denilen bu herif, sınıftan bazı kızları seçer, tahtanın önüne çıkararak yere atılan bir tebeşiri almamızı ister ve “en iyi kim” yarışması yaptırırdı. Yani yerden, kim en iyi şekilde tebeşiri alıyor. 
Bu arada arkamız sınıfa dönük olurdu. 
Yani şöyle (gösterir). 
Bu gizli anlardan sonra erkek öğrencilerin -ki hepsi 11 yaş civarındaydı- evet, onların çıkışta kızlara saldırmaları artık adet olmuştu. 
Hep birden saldırırlardı. 
Bütün kızlar bir arada toplu tacize uğruyorsun, olan bu… 
En basit ifadeyle… 
Evet, olan bu…

8 Ocak 2016 Cuma

Gerçeküstücülük - Sürrealizm

Dilara Kahyaoğlu
2012

Sürrealizm Manifestosu, 1924 baskısı
İki dünya savaşı arasında ortaya çıkmış, sanat ve edebiyat alanında uygulanmış bir akımdır. Aslında 1910’larda ortaya çıkan akılcılığı (usçuluğu) yadsıyan Dadacılar bu akımın öncüleridir. Dadacılar, Birinci Dünya Savaşı’nın; usçuluğun siyaseti etkilemesi sonucu çıktığına inanıyorlardı. Bu nedenle insanlığın uğradığı felaketten umutsuzluğa düşmüşlerdi. Hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmıyor, gerçeği onlara da göstermek istercesine; kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında devrin estetik anlayışına karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin ikiyüzlülüğünü vurguluyorlardı. Kendisi de bir Dadacı olan ama oradan ayrılan yazar Andre Breton, Gerçeküstücülüğün manifestosunu (bildiri ) 1924 yılında yazarak yeni bir akımın doğduğunu ilan etti.

Gerçeküstücüler, Freud’dan esinleniyordu. Onlara göre gerçeküstücülük; bilinç ile bilinçdışını birleştirmenin bir yolu idi. Bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi ile düşsel ve gerçek yaşam iç içe geçebiliyordu.

Yukarıdaki görselde Freud'un Düşlerin Yorumu betimlenmiş. Freud'un Düşlerin Yorumu kitabı ilk kez 1900 tarihinde basıldı (aslında 1899). Bu kitabın son bölümünde, Freud'un zihinsel süreçler, bilinçdışı ve haz ilkesinin üstünlüğü üzerine tüm görüşlerini ilk kez özetlemişti. 

Şiirde bu akımı etkileyen şairler/yazarlar; Rimbaud, Lautreamont vb. olmuş; resim de ise eski ressamlardan Bosch ve Goya ile Chirico ve Chagall gibi ressamlar bu akımı etkilemiştir.
Sürrealizmi etkileyen ressamlardan Hieronymus Bosch'un Dünyevi Zevkler Bahçesi isimli
üçlü tablosunun (triptik) orta panosu. 1504-1510
Goya. San Isidro Festivali. Kara Resimler'deki sahnelerin çoğu, ışığın olmadığı, günün sonunda havanın karardığı zamanlara ait gece görüntüleridir. San Isidro Festivali, El Aquelarre ve San Isidro Kaynağına Hac (günbatımına doğru ilerleyen bir öğleden sonra) resimlerinde görülen bu durum ile, ışığın ölümüyle ilişkili olarak arka plandaki karanlığa vurgu yapılmıştır. Böylece resimlerde kötümser bir hava, muazzam bir görüntü ve gerçekdışı mekânların gizemi ortaya çıkmıştır. Bu tür resimlerinde Dışavurumculuk'un karakteristik özellikleri de görülür.
Goya, Modern Sanat'ın öncüsü kabul edilir.

Otomatik yazın Gerçeküstücülerin kullandığı tekniklerden biridir. Bu tekniğe göre; kişi yazdıklarını tekrar gözden geçirmeyecek, değiştirmeyecekti. Çünkü yapılan her değişikliğin o ana ait duyguların iletilmesinden uzaklaştıracağına ve eseri; yazara ait olmaktan çıkaracağına inanıyorlardı. Düzeltilmiş bir metin, yazarın bilinçaltındakileri iletmesi önünde bir engeldi. Bu tip metinler zor okunan metinler olmakla birlikte absurd (saçma) ile de karıştırılmamalıdır (örneğin; Nadja-Andre Breton’un romanı). 
Andre Breton
Masson'un otomatik çizimi
Altta Dali'nin 
Haşlanmış Fasulyeli
Yumuşak Yapı isimli eseri

Andre Breton arkadaşları ile otomatik yazı denemeleri yaptı. Ortaya çıkan şiirlerdeki dizeler, sözcükler; mantıklı bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerden doğan çözülmesi zor şiirler/yazılar oluyordu. Breton güçlü bir birlik kurmak istemişti ama farklı dünya görüşlerine sahip akım üyeleri 1927 yılından sonra kendi yollarında ilerlediler.

En önemli temsilcileri Arp, Ernest, Magritte, Dali ve Miro’dur. Hepsini üslubu birbirinden farklıdır. Arp’ın yapıtlarında sezilebilen ama tam olarak anlaşılmayan imgeler vardır. Bu biyomorfik biçimler; izleyenin bilinçdışını serbest çağrışımlarla harekete geçirmesine olanak sağlıyordu.


Otomatizm ilkesine en bağlı ressamlar Ernest, Masson ve Miro olmuştur. Diğer sürrealistler farklı bir yol izlemişlerdir. Onlarda ayrıntılar, kolayca tanınan görüntüler vardır ama imgeler doğal çevrelerinden çıkarılmıştır, usa ters düşen şaşırtıcı düşsel bir ortam vardır (ör: Magritte).

Gerçeküstücüler amaçlarına ulaşmak için tekniklerini geliştirdiler örneğin tuvali kazıdılar veya boyalı yerin üzerine yeni bir yüzey bastırarak farklı imgeler yaratmaya çalıştılar.
Bu akım kendini sinemada da gösterdi en önemli ve ünlü film Bunuel ve Dali’nin birlikte yazıp yönettikleri Bir Endülüs Köpeği (1928) isimli film oldu. Akım daha sonra başka ülkelere de yayıldı ve ABD’deki temsilcilerinden biri de Arshile Gorky oldu.



Kaynak
Ana Britannica, cilt 9, s:398
Sürrealizm, Rene Passeron, Remzi Kitabevi, 1990/2
https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCrrealizm_Manifestosu
https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BC%C5%9Flerin_Yorumu

Düşlerin Yorumu görselini bu adresten aldım. bkz. http://learni.st/users/jacobrwheeler/boards/82354-freud-s-impact-on-psychology

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sigmund_Freud
https://tr.wikipedia.org/wiki/Hieronymus_Bosch
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_Resimler
https://en.wikipedia.org/wiki/Andr%C3%A9_Masson
https://tr.wikipedia.org/wiki/Salvador_Dal%C3%AD

Yazar adı belirtilmeden, link verilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.

7 Ocak 2016 Perşembe

Dışavurumculuk - Ekspresyonizm veya İfadecilik


Dilara Kahyaoğlu
2012

1900- 1935 arasında başta Almanya olmak üzere Orta Avrupa’da ortaya çıkan bir akımdır. Özellikle Almanya’da sanat dallarının hemen hemen hepsinde etkili olmuştur.

Doğayı, toplumu, insanı veya herhangi bir durumu; nesnel bakış açısı ile yansıtmak yerine, öznel olanı, içsel gerçeği yansıtmayı seçtiler. Bu akım aşırı öznelci (sübjektif) bir akımdır. Dışa vuran şiddetli duyguları yansıtmaya çalışmışlardır. Ordu, ataerkil aile, okul ve imparatorluk kurumlarının yerleşik otoritesine karşı çıktılar. Toplumdışıların, yoksulların, akıl hastalarının, sokak kadınlarının, eziyet gören gençlerin yanında yer aldılar. Özellikle resimde nesnel gerçeklik ressamın gözünden çarpıtılmış bir şekilde sunuldu. Çizgi ve renkleri, tıpkı “ilkel” resimlerde veya çocuk resimlerinde olduğu gibi kullanıp, duygusal tepkilerini yansıttılar.
Edvard Munch. Çığlık. 1895. Oslo, Ulusal Galeri
"Munch bu eserinde, apansız bir heyecanın, tüm duygusal izlenimlerimizi nasıl değiştirebileceğini anlatmaya çalışmış. Bütün çizgiler baskının tek merkezi çığlık atan başa doğru akışıyor gibi. Sanki tüm sahne, o çığlığın iç bunaltısına ve heyecanına  katılıyor. Çığlık atan kimsenin yüzü gerçekten karikatür gibi bozulmuş. Dimdik gözler ve oyulmuş yanaklar  kafatasını anımsatıyor. Korkunç bir şeyler olmuş mutlaka ve baskı o kadar baş döndürücü ki, o çığlığın nedenini hiç bir zaman bilemeyeceğiz." (Gombrich) ayrıca bkz. *
Dışavurumculuk, Van Gogh, Cezanne ve Gauguin'in miraslarından devralındı. Bu ressamların tablolarında sunduğu; ifadesellik, yapı ve yalınlığın olanaklarını ilk fark eden Norveçli ressam Edvard Munch olmuştur. 

 I. Dünya Savaşı öncesinde gelişmeye başlamış olan Dışavurumculuk akımı en uygun ortamı Almanya'da bulmuştur. Burada küçük adamların öfke ve öç alma hırslarını kışkırtmayı başardı.


Barlach. Örtülü Dilenci, 1906. Bronz
http://www.mz-web.de/nachrichten/barlach-werke,20641290,18294718.html

 Ernst Barlach, "Acıyın" Tahta Heykel. 1919.
"Naziler iktidara gelince Modern Sanat yasa dışı ilan edildi. Bu yazgının ilk kurbanı Ernst Barlach oldu. Bu kadın dilencinin yaşlı ve kemik kemik ellerinin yalın davranışında büyük bir ifade yoğunluğu var. Ve hiç bir şey dikkatimizi bu baskın konudan saptıramıyor. Kadın başını bir mantoyla örtmüş ve saklı başın basitleştirilmiş biçimi, onun yürek paralayıcı çağrısının izlenimini içimizde daha bir vurguluyor." (Gombrich) Brecht, 1952'deki bir sergi sırasında Barlach için şunları söylemiştir. "Barlach'ı biz Almanların şimdiye kadar sahip olduğu en büyük heykelcilerden biri olarak düşünüyorum. Çizgi, istediğini anlatmadaki kesinlik, teknik yetenek, yapay olmayan güzellik, zorlanmamış büyüklük, kolay olmayan uyum, yabanıl olmayan bir yeğinlik onun yapıtlarını başyapıt düzeyine çıkarıyor." (Richard)

1905 yılında Dresden’de kurulan, aralarında Kirchner’ in de bulunduğu grup aslında bir tür cemaat gibi örgütlenmişti. Munch (Norveçli ressam), Nietzsche,  Strindgberg’in (İsveçli oyun yazarı) yapıtları bu grubu etkilemişti. Resimlerin çoğu çağdaş yaşamdan duyulan umutsuzluğu yansıtıyordu.  Başka bir grubun üyesi ve lideri olan Kandinsky (Rus ressam ve sanat kuramcısı) soyut sanata yöneldi. Egon Schiele ve Kokoschka da dışavurumculuğun gelişmesine katkıda bulunmuş diğer ünlü ressamlardır.

Ernst Ludwig Kirchner, Potsdamer Platz, 1914. 
1933'te Kirchner, Naziler tarafından dejenere ressamlardan biri ilan edildi ve Berlin Sanat Akademisi'ndeki görevinden alındı. 1937'de Almanya'daki farklı müzelerde bulunan 600'den fazla çalışması toplatıldı. Bu eserler satıldı ya da yok edildi. Ressam, 1938 yılında, Almanların Avusturya'yı işgali ve evini kapatmaları sonucunda yaşadığı psikolojik travma sonrası intihar etti.

Edebiyatta dışavurumculuğu etkileyen; kısa ve kopuk cümlelerle duygu ve tartışmalarını dile getiren önemli yazarlardan biri, İtalyan yazar Marinetti olmuştur. Şairlerin yaptıkları dışavurumcu ressamların yaptıklarını sözcüklerle yapmaktı. Bu şairler renkli imgeler kullanıp, çağdaş kent yaşamındaki yozlaşma üzerinde duruyorlardı. Franz Kafka da bu akım içinde değerlendirilir (eserleri, Dava, Dönüşüm vb.)

Birçok yetenekli ressam I. Dünya savaşında öldü aralarında Kirchner’in de bulunduğu bazılarıysa ruhsal çöküntü içine girdi. Savaştan sonra bu akım güçlendi ve resmi kültür haline geldi. Tiyatro, sinema ve operada yükseliş doruğa vardı. Dışavurumcu oyunların çoğunda ebeveynlerine karşı şiddet gösterilerinde bulunan ve bu yolla bağımsız bireyler oldukları kanıtlamaya çalışan gençlerin bulunduğu sahneler yer alıyordu. Uzun monologlarda kesin olmayan bir dil kullanılıyor ve karakterin içinden çıkan çığlığın duyulması sağlanmaya çalışıyordu.

Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'nden bir sahne. 

Dışavurumcu teknikler sahnelemede de kullanıldı. Bu yolla başkarakterin öznel dünyası seyirciye yansıtılmaya çalışıldı. Bunların en ünlüsü Dr. Caligari’nin Muayenehanesidir.  Film çok etkili oldu aşırı görselliğe dayanan üslubu Caligaricilik olarak adlandırıldı. Bu üslup, kısıtlı olanaklar sağladığı için zamanla yerini daha romantik özellikler taşıyan dışavurumculuğa bıraktı. Yönetmenler, ürkütücü ve büyüleyici Alman köylerini, şatolarını ve ormanlarını dekor olarak kullandılar. Bu akım etkisini müzikte, özellikle de operada da göstermiştir.

Joseph Goebbels "Yoz sanat" sergisini gezerken, 1938
Bu akım, 1933’te Hitlerin iktidara gelmesinden sonra tümüyle yoz sanat (Entartete Kunst-dejenere sanat) olarak damgalandı ve yenilgiye uğradı Dışavurumcu yayınlar ve oyunlar yasaklandı. Resimler galerilerden söküp atıldı, kimisi yok edildi. Sanatçıların, yazarların çalışmasına izin verilmedi. Bir kısmı yurt dışına gitti; kalanların bir kısmı yalnızlık, yoksulluk içinde zamanını tamamladı, kimisi de intihar etti.






Nazilerin; aşağılamak, modern sanatı yok etmek, kitleleri bu tür bir propaganda yolu etkilemek amacıyla açtıkları Entartete Kunst (Yoz Sanat) sergisini gezmek için sırada bekleyenler. 1937. 
Entartete Kunst (Yoz Sanat) Sergisi, Münih. 1937
**********

*Günlüğüne yazdığı notta Munch, Çığlık konusundaki esin kaynağını şöyle anlatıyordu: “İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki.”
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160317_vert_cul_munch_ciglik


Kaynak

Ana Britannica, cilt 7, s: 229-230
Sanatın Öyküsü, E. H. Gombrich, Remzi Kitabevi, s: 447-450 
Ekspresyonizm, Lionel Richard, Remzi Kitabevi, s: 112
https://en.wikipedia.org/wiki/Edvard_Munch
https://www.flickr.com/photos/blue_poppy/7811608750
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ernst_Ludwig_Kirchner
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yoz_sanat
http://www.openculture.com/2013/11/nazis-degenerate-art-exhibition-of-1937.html
http://www.nzz.ch/feuilleton/kunst_architektur/kunstraeuber-stellt-man-sich-nicht-so-gebildet-vor-1.18184127
http://www.americantowns.com/ny/newyork/news/ernst-barlach-haus-acquires-rare-sculpture-from-moeller-fine-art-8255443
http://www.mz-web.de/nachrichten/barlach-werke,20641290,18294718.html
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Cabinet_of_Dr._Caligari



Yazar adı belirtilmeden, link verilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.

İzlenimcilik - Empresyonizm



Dilara Kahyaoğlu
2012

Monet'nin akıma ismini veren tablosu. "İzlenim: Gün Doğumu" 1872
19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında etkili olmuş bir sanat akımıdır. Önce Fransa’da ortaya çıkmış;  resim, daha sonrada müzik alanında kendini göstermiştir.

İzlenimciler, kendilerinden önceki akımların konularından ve anlatım biçimlerinden farklılıklarıyla dikkati çeker. Sanat tarihçileri tarafından devrim nitelinde bir gelişme olarak kabul edilmiştir. Önceki sanat akımları yaklaşık iki yüzyıl boyunca belli kuralların etkisi altında ilerlemiş, ortaya konulan ilkeler, akademik çevrelerce de uyulması gereken kurallar haline getirilmiş ve sanat eğitimi bu çerçevede yapılmış olduğu için; izlenimciler, başlangıçta tepkiyle karşılaştılar ama onların da istediği bu 200 yıllık geleneğe karşı çıkmaktı, mücadeleye hazırdılar.

Romantik akıma mensup Eugène Delacroix'nın Halka Yol
Gösteren Özgürlük tablosu, 1830. Bu tablo 1830 Fransız
Devrimi ile ilgilidir. 1789'u simgelemez.
Önceki akımlar olan Romantizm ve Gerçekçi akımda tarihsellik ( konuların tarihi bir olay veya durumla ilgili olması);  duygusallık (izleyenlerde belli duyguların özellikle düş gücünün harekete geçirilmesi); aslına benzerlik (örneğin bir doğa tasvirinde yapılan resmin aslına uygun olarak gerçeği yansıtması) önemliydi.

İzlenimciler bilimsel gelişmenin de çocuklarıdır. Bu dönemde rengin, nesnenin ayrılmaz bir parçası olmadığı, nesneden yansıyan bir ışık olduğu biliniyordu. Bu nedenle ışığın durumuna, hava şartlarına, uzaklık veya yakınlığa, çevredeki başka nesnelerin varlığına göre;  insana yansıyan renkler, tonlar değişiklik gösteriyordu. İşte izlenimciler tam da bu anları resimlerinde göstermeye çalıştılar. Yerleşmiş biçim ve renkleri,  özellikle nesnenin öz rengini kullanmadılar. Bunu yapmak için de tekniklerini değiştirdiler. Örneğin suyun üzerindeki ışık kırılmalarını, yansımalarını; kesik fırça darbeleri ile vermeye çalıştılar. Renkleri palette karıştırmadan ayrı ayrı uyguladılar. Kesik fırça darbeleri ile yapılan bu resimlere uzaktan bakıldığında ressamın izlenimi, tabloya bakan göze de yansıyordu.

Manet, Olympia, 1863. Esin kaynağını eski ustalardan aldı. Bu tablo skandala yol açtı. Eleştirmenler ve halk fahişeliğin hayasızca savunulması olarak gördü. Bu yapıt ilk anda sadece Zola ve Baudelarie tarafından takdir edildi. Bu arada beyaz kadının hizmetçisinin siyah bir kadın olmasına da dikkat ediniz. Oryantalist ressamlar da benzer yaklaşım içindeydi.  







Bu hareketi ilk başlatan ressam Manet’dir. Manet, resmi; konunun egemenliğinden kurtararak, izleyenin bakışını renklere ve farklı bir biçime çevirmiştir. Manet’de perspektif derinliği daha azdır, renk kümeleri ile kompozisyon oluşturmuştur. İzleyen konuya değil tuvaldeki yüzeye,  odaklanır. 


Monet. Argenteuil'de Yelken Yarışları. 1872. Monet; geçici, bir anlık ışık oluşumlarını yakalayabilmek konusunda  çok yetenekliydi.   Işığın her an değişen izlenimlerini, zarif ve çeşitlilik gösteren yansımalarını yakalayıp, tuvale yansıtmıştır.

Monet’nin 1872 tarihli “İzlenim: Gündoğumu” adlı tablosu akıma ismini vermiştir.  Ünlü ve öncü izlenimciler şunlardır: Monet, Pissarro, Renoir, Sisley, Bazille…

Degas, İzlenimci ilkeleri destekledi ama renk ve ışık kullanmak yerine çizgiyi tercih etti. Yine de onun tabloları fotoğraf makinesiyle çekilmiş gibi o anı yansıtır. Resimleri resmi sanat galerilerinden sürekli olarak çevrilen bu grup, ilk ortak sergilerini 1874 yılında “Reddedilenler Salonun”da açtılar. İşte Monet’nin tablosu da ilk kez burada sergilenmişti. 1886 yılına değin yedi sergi düzenlediler. Grup 1886’da dağıldı ama etkisi sürdü. Cezanne, Gauguin, van Gogh, Seurat  vb. bu akımdan etkilenmişlerdir. Alman izlenimcilerin gerek teknik, gerekse konular açısından; dışavurumculuğa yaklaşan dramatik bir tarzları vardı. 

Pissarro, Monmarte Bulvarı, 1897. Bir kış sabahı resmedilmiş. Bu tablo  Metropolitan Müzesi'ndedir.
Pissarro, Monmarte Bulvarı, 1897. Bulutlu bir sabah resmedilmiş. National Gallery of Victoria
Paris bulvarının tablolarını görenler şaşkınlığa uğruyor ve şöyle diyorlardı. "Bulvarda yürüdüğümde ... biçimden yoksun bir lekeye dönüşmek için; bacaklarımı, gözlerimi ve burnumu mu yitiriyorum?"
İzlenimci bir tabloyu değerlendirebilmek için bir kaç adım gerilemek gerektiğini ve bu bilmeceli lekelerin biçim kazanıp canlandıklarını görme mucizesindeki hazzı seyirciye anlatabilmek için epeyi zaman gerekti.

Kaynak: 
Ana Britannica, cilt 12, s: 175
Sanatın Öyküsü, E. H. Gombrich, Remzi Kitabevi, s: 406 - 416
Empresyonizm, Maurice Serullaz, Remzi, Kitabevi, s: 124, 130, 
https://tr.wikipedia.org/wiki/Olympia_(tablo)
https://tr.wikipedia.org/wiki/Halka_Yol_G%C3%B6steren_%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk
http://www.zeno.org/Kunstwerke/B/Monet,+Claude%3A+Regatta+bei+Argenteuil
https://en.wikipedia.org/wiki/Camille_Pissarro
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zlenim:_G%C3%BCn_Do%C4%9Fumu

Yazar adı belirtilmeden, link verilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.